Türkiye Cumhuriyeti

Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği

Bilgi Notları

Türkiye ve Birleşmiş Milletler arasındaki ikili ilişkiler , 02.06.2017

Arka plan

İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan büyük devletlerin (ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti ) liderliğinde oluşturulan bir dünya örgütü olan Birleşmiş Milletler (BM), 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan savaşların ve barışa yönelik tehditlerin tekrarını önlemek ve uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulmuştur.

BM’nin kurucu antlaşması niteliğindeki BM Şartı, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50 ülke tarafından 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da imzalanmıştır. Daha sonra, Polonya’nın da Şart’ı imzalamasıyla, kurucu üye devletlerin sayısı 51’e yükselmiştir. BM Teşkilatı, BM Şartı’nda öngörüldüğü üzere, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesi dahil BM’nin üye devletlerinin çoğunluğunun Şart’ın onay işlemlerini tamamlamalarıyla, 24 Ekim 1945 tarihinde resmen faaliyete geçmiştir. Bu tarihten beri, 24 Ekim her yıl BM Günü olarak kutlanmaktadır.

Birleşmiş Milletler’in ana organları Genel Kurul, Güvenlik Konseyi (BMGK), Ekonomik ve Sosyal Konsey (EKOSOK), Vesayet Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve BM Sekretaryası’dır.

Türkiye, BM gündeminde bulunan tüm konulardaki çalışmalara faal olarak katkı sağlamakta, farklı grup ve örgütlere üyeliğinden de istifadeyle, gündemdeki konularda yapıcı ve uzlaştırıcı bir rol oynamaya gayret etmektedir.

BM bünyesindeki seçimlerde eşit ve dengeli temsil ilkesinin uygulanması çerçevesinde coğrafi gruplar tesis edilmiş olup, buna göre i) Afrika Ülkeleri, ii) Asya Ülkeleri, iii) Doğu Avrupa Ülkeleri, iv) Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri ve v) Batı Avrupa ve Diğer Ülkeler-WEOG olmak üzere toplam beş coğrafi grup bulunmaktadır. Türkiye hem WEOG, hem Asya Grubu’nun çalışmalarına katılmakla birlikte, seçimler sözkonusu olduğunda sadece WEOG üyesi olarak addedilmektedir.

Türkiye’nin BM bütçesine katkısı

Üye devletler, BM’ye uluslararası sistemdeki ağırlıklarıyla ve ekonomik güçleriyle orantılı zorunlu ve gönüllü katkı sağlamaktadırlar. Ülkemizin BM zorunlu bütçesine katkı payı 2012 yılında % 0,617 iken, 2013 yılında yüzde 1 seviyesini aşarak BM bütçesinin %1,328’ine ulaşmıştır. Böylelikle Türkiye BM’ye en fazla katkıda bulunan ülkeler arasında 25. sıradan 16. sıraya yükselmiş; bu çerçevede BM'nin etkin şekilde çalışması yönünde faaliyetlerde bulunan ve idari/mali konularda görüş birliği içinde olan ülkelerin katıldığı gayrıresmi bir oluşum niteliği taşıyan Cenevre Grubu’na da Mayıs 2014’te üye olmuştur. 2016-2018 bütçe döneminde ülkemizin BM genel bütçesine katkı payı % 1.018 olarak belirlenmiştir.

Türkiye’nin BM gündemine çok yönlü katkıları

Ülkemizin ekonomik büyüme ve kalkınma alanında sağladığı ilerleme, Afrika, Latin Amerika ve Karayipler ile Pasifik bölgelerine yönelik açılım politikalarımız, AB perspektifimiz, G-20 üyeliğimiz ve artan resmi kalkınma yardımlarımız özellikle BM’nin kalkınma gündemine katkılarımızı artırmamız için yeni fırsatlar sunmuştur. Nitekim 9-13 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen BM 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, ülkemizin uluslararası kalkınma işbirliğine desteğinin ve katkılarının somut olarak ortaya konulabilmesine imkân vermiştir. Türkiye, bu Konferans’la, 2020 yılına kadar EAGÜ ile ilgili konuları uluslararası gündeme taşıma ve çözüm arama gayretlerine yardımcı olma sorumluluğunu almış, bir anlamda EAGÜ’nün sözcülüğünü üstlenmiştir. Bu konferansın sonuçlarının izlenmesine yönelik Ara Dönem Gözden Geçirme Toplantısı da 27-29 Mayıs 2016 tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir.

Son yıllarda yürüttüğümüz etkin insani diplomasi BM platformuna da yansımaktadır. 1980’li yılların ortalarından itibaren bazı ülkelere gıda yardımı şeklinde başlayan insani yardımlarımız, son on yılda kayda değer bir ivme kazanarak dünyanın birçok bölgesine yayılmış, ayrıca nicelik ve nitelik bakımından da çeşitlenerek, gıda dışında birçok alanı da kapsar hale gelmiştir. Bugün, insani yardımlarımıza uluslararası bir boyut da kazandırılmış ve bu alanda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlarla işbirliğimiz arttırılmıştır. Ülkemiz, ikili düzeydeki insani yardım faaliyetlerine ilaveten, BM İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi (OCHA), Dünya Gıda Programı (WFP) gibi uluslararası örgütler aracılığıyla da yardımlarını sürdürmeye gayret göstermektedir. Bu doğrultuda, ülkemiz, 1 Temmuz 2014 tarihinde BM İnsani İşler Eşgüdüm Ofisine (OCHA) en fazla gönüllü bağış yapan ülkelerin yer aldığı ve OCHA’nın izlediği insani politikalara şekil vermeyi amaçlayan bir istişare mekanizması niteliğinde olan OCHA Donör Destek Grubu’na üye olarak kabul edilmiştir.

Günümüzde uluslararası insani yardım sisteminin içinde bulunduğu tıkanıklık karşısında, 1 Ocak 2007-31 Aralık 2016 tarihleri arasında görev yapan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un şahsi girişimi çerçevesinde tarihte ilk defa olmak üzere, Dünya İnsani Zirvesi (DİZ) Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenmiştir.

Devlet ve Hükümet Başkanları düzeyinde ve uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları, akademik dünya, özel sektör ve krizlerden etkilenen toplumların temsilcilerinin iştirakiyle çok paydaşlı formatla gerçekleştirilen Zirve, BM Genel Sekreteri’nin 9 Şubat 2016 tarihinde yayımladığı “One Humanity: Shared Responsibility” başlıklı raporu ışığında, küresel insani sistemin mevcut koşullarda karşı karşıya bulunduğu zorlukların aşılmasına yönelik hususların kapsamlı biçimde ve sistemde yer alan tüm aktörlerin katılımıyla ele alınmasını sağlamıştır. İnsani toplumun tüm paydaşları Zirve sırasında sistemin geleceğine yönelik çeşitli taahhütlerde bulunmuşlar, görüş ve tecrübelerini paylaşmışlardır.

173 BM üyesi ülkenin hazır bulunduğu Zirve’ye 55 Devlet ve Hükümet Başkanı iştirak etmiş; ayrıca 60’ı aşkın Bakan ve 40’tan fazla uluslararası örgüt de Genel Sekreter / Başkan seviyesinde katılım sağlamıştır. Diğer paydaşlarla birlikte katılımcı sayısı 9 bine ulaşmıştır. 900 medya mensubunun takip ettiği zirve, uluslararası medyada da geniş yankı bulmuştur.

Bu katılım düzeyiyle, DİZ, bir kerede en fazla ülkenin katılım sağladığı, BM merkezi New York dışındaki en büyük Zirve unvanını almıştır.

Ülkemizin, insani sistemin içinde bulunduğu sorunlara yönelik çözüm önerileri ve sistemin geleceğine dair görüşleri ve bu kapsamda hayata geçirdiği uygulamaları, Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat katıldıkları ve eş başkanlık yaptıkları üst düzey toplantılarda ve ayrıca Bakanlarımız ve üst düzey yöneticilerimizin katıldıkları bir dizi toplantı ve etkinliklerde uluslararası insani toplumun temsilcileriyle paylaşılmıştır.

Önümüzdeki dönemde de, Zirve’nin sonuçları ve tüm paydaşlarca insani alanda dile getirilen taahhütlerin hayata geçirilmesi ve izlenmesi sürecinde de Türkiye etkin rol almaya devam edecektir.

Bu amaçla, DİZ'in önemli sonuçları arasında yeralan ve ülkemizin kalkınma odaklı insani yardım anlayışıyla örtüşen “Yeni Çalışma Yönteminin” ilerletilmesini hedefleyen NWOW İstanbul Çalıştayı, Türkiye'nin evsahipliğinde ve OCHA ve UNDP ile işbirliği içinde 18-19 Mayıs 2017 

tarihlerinde İstanbul’da düzenlenmiştir. Anılan çalıştay vesilesiyle DİZ sonrası sürecin takibine yönelik Zirve birinci yıldönümü üst düzey paneli de gerçekleştirilmiştir.

Bir BM merkezi olarak İstanbul

BM’yle ilişkilerimizde son yıllarda yaşanan ilerlemeler neticesinde, Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi bölgelere yakınlığı, ulaşım kolaylığı, ekonomik, finansal ve kültürel açılardan bir merkez olması gibi sebeplerle, İstanbul’un BM bakımından bir merkez haline dönüştürülmesi düşüncesi de BM’ye yönelik politikamızın ana unsurlarından biri olarak ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar BM’yle yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda, BM Nüfus Fonu UNFPA’nın Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Ofisi’nin İstanbul’a taşınması sağlanmıştır. Ayrıca, BM Kalkınma Programı UNDP’nin Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezi de İstanbul’da konuşlanmıştır. Bunlara ilave olarak UNDP Avrupa ve BDT Bölge Ofisi’nin ve BM Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi’nin (UN WOMEN) Avrupa ve Orta Asya’dan sorumlu bölgesel ofisinin İstanbul’a yerleşmesi sağlanmıştır

Türkiye ve BM Reformu

Öte yandan, uluslararası alanda BM’nin kurulduğu 1945 yılından günümüze dek yaşanan gelişmeler, Teşkilat’ın çeşitli alanlarda reformunu da zorunlu hale getirmektedir. Türkiye BM’nin tüm dünya insanlarının umudu olma niteliğini sürdürmesi gerektiği inancıyla, BM sisteminin daha iyi işlemesine yönelik atılan adımları desteklemektedir.

Ülkemiz, uluslararası barış ve güvenliğin korunması, sorunların çok taraflı olarak ele alınması ve insan haklarının güçlendirilmesi bağlamında norm oluşturan ve uluslararası meşruiyeti temsil eden tek küresel örgüt olan BM’ye büyük önem atfetmektedir. Bu çerçevede ülkemiz, BM’nin, barışı korumadan kalkınmaya, iklim değişikliğinden BM Güvenlik Konseyi reform çalışmalarına kadar her alanındaki faaliyetlerine etkin ve etkili katkısını artırarak sürdürecektir.

Türkiye ve BM Genel Kurulu

Genel Kurul, BM’de tüm üye Devletleri kapsayan ve tüm ülkelerin eşit söz hakkına sahip olduğu tek platform olarak özel öneme sahiptir.

Ülkemiz, bu anlayışla, Genel Kurul’un siyasi ağırlığının pekiştirilmesine ve faaliyetlerinin etkinleştirilmesine yönelik faaliyetler yürütülen “Genel Kurul Çalışmalarının Yeniden Canlandırılması Çalışma Grubu” uhdesindeki çabaları desteklemektedir.

Devletlerin Birleşmiş Milletler’e uluslararası sistemdeki ağırlıklarıyla orantılı zorunlu ve gönüllü katkı sağladıkları bir ortamda, ülkemiz de uluslararası ağırlığıyla mütenasip bir şekilde maddi katkı sunmaktadır.

Genel Kurul Başkanlığına ilişkin rotasyon uyarınca 75. Genel Kurul Başkanlığı sırası mensubu olduğumuz Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu’ndadır (WEOG). Ülkemiz, 75. Genel Kurul Başkanlığı’na adaylığını açıklamıştır.

BM 71. Genel Kurulu Genel Görüşmeleri 20-26 Eylül 2016 tarihlerinde New York’ta “The Sustainable Development Goals: A universal push to transform our world” temasıyla tertiplenmiştir. Genel Görüşmelere, gözlemci üyeler dahil 194 konuşmacı katılmıştır. Bunlardan 75’i Devlet Başkanı, 10’u Başkan Yardımcısı, 1’i Veliaht Prens ve 44’ü Hükümet Başkanı seviyesindedir. Genel Görüşmelerde, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, iklim değişikliği, terörizm, mülteci akımları ve BM reformu dahil olmak üzere çeşitli konular ele alınmıştır. Ülkemiz, Genel Görüşmelere Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında bir heyetle katılmıştır. Genel Görüşmelerin hemen öncesinde, 19 Eylül 2016 tarihinde Mülteciler ve Göçmenler Zirvesi tertiplenmiş ve New York Deklarasyonu kabul edilmiştir.

Türkiye ve BM Güvenlik Konseyi

Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nde 1951-1952, 1954-1955 dönemleri, 1961 yılı (Polonya’yla yapılan anlaşma çerçevesinde 1960 yılında Polonya, 1961 yılında ülkemiz geçici üyeliği üstlenmiştir) ve 2009-2010 dönemlerinde geçici üyelik yapmıştır.

Türkiye ve Ekonomik ve Sosyal Konsey (EKOSOK)

Ülkemiz, BM'nin ekonomik ve sosyal alanlardaki önceliklerini belirleyen ve çalışmalarını planlayan ana organı olan 54 üyeli EKOSOK’a, Batı Avrupa ve Diğerleri Grubunda mevcut rotasyon sistemi uyarınca 2017 yılında tekrar üye olmuştur. Ülkemiz 2019 yılı sonuna kadar bu görevi sürdürecektir. Ülkemiz, EKOSOK üyesi olarak ekonomik ve sosyal konularda BM'nin görüş ve tutum belirleme çalışmalarında aktif rol almakta, ayrıca EKOSOK şemsiyesi altında yapılan seçimlerde oy kullanmaktadır.

Türkiye ve BM Barışı Koruma Operasyonları

Türkiye’nin uluslararası barış ve istikrarın korunmasında uluslararası toplumun elindeki en önemli araçlardan biri olma özelliğini taşıyan barışı koruma operasyonlarına katkısı, BM’yle işbirliğinin somut bir örneğini teşkil etmektedir. Ülkemiz dünyanın çeşitli yerlerine konuşlandırılmış BM barış operasyonlarına askeri ve sivil personel katkısı sağlayan ülkeler arasında yer almaktadır.

İlk kez 1948 yılında, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) aldığı kararla, Ortadoğu’da ateşkesin muhafazası için konuşlandırılan barış gücüyle (United Nations Truce Supervision Organization/UNTSO) başlatılan barışı koruma operasyonları, çatışan taraflar arasında şiddetin önlenmesi, barışın korunması ve kriz yönetimi için önemli bir araç haline gelmiştir.

Aradan geçen zaman içinde, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde, çatışmaların doğasında meydana gelen dönüşüme paralel olarak, Barışı Koruma Operasyonlarının kapsam, amaç ve niteliğinde değişiklik ihtiyacı gündeme gelmiştir. Çatışmaların önlenmesinden kalıcı barışın sağlanmasına kadar uzanan geniş bir yelpazedeki faaliyetler bu operasyonların içine dahil edilmiştir. Askeri birliklerin yanısıra önemli sayıda sivil personel de operasyonlara katılmaya başlamıştır. BM Barışı Koruma Operasyonlarının yaygınlaşması (2017 Haziran ayı itibarıyla 16 barışı koruma operasyonu faaliyette olup, 1948’den bu yana toplam 71 barış gücü teşkil edilmiştir); sahada görevli üniformalı ve sivil personelin sayısının artması (2017 Nisan ayı itibarıyla, 124 ülkeden toplam 112,911 personel görevlidir); ayrıca, barış güçlerinin giderek daha tehlikeli görev bölgelerinde konuşlandırılmaları ve öngörülemez risklere maruz kalmaları (BM barış güçlerini hedef alan saldırıların sayısında artış olup, bugüne kadar barışı koruma operasyonlarında 3,500’den fazla personel hayatını kaybetmiştir) sözkonusu değişim ihtiyacının temel gerekçeleri olarak gösterilmektedir.

Günümüzde, barışı koruma operasyonlarının geleneksel görevlerine (ateşkes gözlemi), BMGK kararlarıyla belirlenen görev yönergeleri çerçevesinde yeni sorumluluklar ilave edilmekte olup, bunlar arasında barışa tehdit teşkil eden gruplarla mücadele ve sivillerin korunması gibi etkin tasarrufta bulunmayı gerektiren görevler de bulunmaktadır. Diğer taraftan, BM Barışı Koruma Operasyonlarının BM Şartı hükümleri ve barışı korumanın temel ilkeleri olarak adlandırılan (a) kabul eden devletin rızası, (b) tarafsızlık ve (c) asgari kuvvet kullanımı (meşru müdafa ve görevin ifası için gereken haller dışında kuvvet kullanmama) ilkelere uygunluğu halen önemini korumaktadır.

Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları uluslararası barış ve istikrarın korunmasında uluslararası toplumun elindeki en önemli araçlardan biri olma özelliğini sürdürmektedir.

Türkiye, Kore Savaşı'ndan bu yana BM'nin barışı koruma çabalarına özverili ve somut katkılarda bulunmaktadır.

2017 Nisan ayı sonu itibarıyla, Türkiye’nin BM Barışı Koruma Operasyonlarına personel katkısı faal görevde bulunan 65’i polis ve 52’si asker olmak üzere toplam 117 personeldir. Personel sayıları atama-rotasyon dönemlerine bağlı olarak sürekli değişiklik göstermektedir. BM’ye tahsis edilen personele, BM Polisi unsurlarında görevli EGM personeli (bu kadrolara Jandarma personeli de başvuruda bulunabilmektedir), Lübnan’da görevli UNIFIL’e tahsis edilen deniz unsuru mürettebatı ve Kosova’da (UNMIK), Lübnan’da (UNIFIL) ve Somali’de (UNSOM) görevli askeri danışman kadroları dahildir. Türkiye, katkıda bulunduğu personel sayısı bakımından 124 üye devlet (birlik ve polis katkısında bulunan ülke (TCC/PCC) sayısı) arasında 66. Sıradadır. (Türkiye, BM’nin doğrudan gerçekleştirdiği operasyonlar dışında Afganistan, Bosna-Hersek, Kosova gibi dünyanın çeşitli yerlerinde konuşlanmış NATO ve AB barış operasyonlarına askeri personel, sivil polis ve jandarma ile katkıda bulunmaktadır.)

Türkiye, BM’nin Genel Bütçesi’nden ayrı olarak hesaplanan ve idame ettirilen Barışı Koruma Operasyonları Bütçesi’ne (1 Temmuz 2016-30 Haziran 2017 mali yılı için onaylanan bütçe tutarı 7.87 milyar ABD Doları) % 0.2656 katkıda bulunmaktadır.

Medeniyetler İttifakı

Türkiye ve İspanya’nın ortak sunuculuğunda başlatılan ve Batı ile İslam dünyası arasında görülen kutuplaşma ve diyalog eksikliğinin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmayı amaçlayan Medeniyetler İttifakı, uluslararası toplumdan büyük ilgi görmüş ve bir BM girişimi haline gelmiştir. İttifak, kültürler arasında karşılıklı saygı ve anlayışı güçlendirmeye yönelik gayretleriyle artan bir görünüm kazanmış ve bu alanda öndegelen girişim olma özelliğini kazanmış olup, çalışmalarını göç, medya, eğitim ve gençlik temaları altında sürdürmektedir.

BM çatısı altında kurulan Medeniyetler İttifakı Dostlar Grubu toplam 146 ülke ve uluslararası örgütü bünyesinde barındırmaktadır. Dostlar Grubu üyeleri, İttifak’ın ilke ve hedeflerinin hayata 

geçirilmesine yönelik birer plan hazırlamaya ve uygulamaya koymaya teşvik edilmektedirler. Bu meyanda ülkemizce hazırlanan Ulusal Stratejimiz, çeşitli kurum ve kuruluşlarımızın yapmakta oldukları katkılar çerçevesinde uygulanmaktadır.

Medeniyetler İttifakı Küresel Forumları sırasıyla Madrid (2008), İstanbul (2009), Rio De Janeiro (2010), Doha 2011, Viyana (2013), Bali (2014) ve Bakü’de (2016) tertiplenmiştir.

Türkiye, tarihsel temellere dayanan uluslararası sorumluluğunun da bilinciyle, İttifak’ın karşılıklı anlayış ve saygı ortamını güçlendirme çabalarına katkıda bulunmayı sürdürecektir.