Sayın Büyükelçi Ertuğrul Apakan'ın 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Etkinliği Çerçevesinde Yaptığı Konuşma

Ertuğrul Apakan 18.03.2012
Değerli Konuklar,

Çanakkale Savaşlarının 97. Yıldönümünde, şehitlerimizin aziz hatırlarını yad etmek üzere toplanmış bulunmaktayız.

Ülkemiz, 1911’den 1923’e kadar uzanan sancılı bir dönemde, Balkan Harbi ile başlayıp Birinci Dünya Savaşı ile devam eden ve Milli Kurtuluş Mücadelemiz ile son bulan uzun savaş yıllarında, Kafkaslar’dan Yemen’e, Galiçya’dan Sina’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada pek çok cephede mücadele etmiş ve sayısız şehitler vermiştir.

Türk tarihinin en önemli mücadelelerinden biri Gelibolu Yarımadası’nda verilmiş, Çanakkale Savaşları, bizim için, varoluş ve dirilişin sembolleri olmuştur.

Çanakkale Savaşları dünya tarihini etkileyen sonuçlar da doğurmuştur. Bu tarihi sonuçlardan yalnız bir tanesine işaret etmek istiyorum. Çanakkale’de gösterilen direnç nedeniyle İtilaf Devletleri yıkılmakta olan Çarlık Rusya’ya Boğazlar üzerinden yardım gönderme imkanını bulamamıştır ve bu da Çarlık Rusya’nın yıkılma sürecini hızlandırmıştır.

Çanakkale, Milli Mücadelemize zaman ve zemin kazandırmanın yanısıra uzun süren savaşlardan bezgin düşen Türk Ulusu’na da özgüven aşılamıştır. Çanakkale’de kazanılan zafer ayrıca Türk Cumhuriyeti’nin habercisi olmuştur.

Bu bağlamda, Ulu Önder Atatürk’ün Çanakkale’de askerlerine, 57. Piyade Alayı’na, taarruzu değil ölmeyi emrettiğini hatırlatmak isterim. Atatürk askerlerine şöyle seslenmiştir;

“Ben size taarruzu emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kain olabilir.”

Şairin de dediği gibi, “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” İşte biz de bu anlayışla, bu vatanı bize armağan eden Çanakkale şehitlerimiz ile birlikte bu yurt uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi unutmayacağız.

Çanakkale Savaşları, Türk insanı için olduğu kadar, bu topraklarda mücadele eden tüm milletlerin de tarihlerinde müstesna bir yer tutmaktadır. Bugün, Anzak askerlerinin ülkeleri olan Avusturalya ve Yeni Zelanda ile Türkiye arasında özel bir dayanışma ve dostluk bağı oluşmuştur.

Türk halkının bu konudaki duygularını en güzel şekilde yansıtan, Atatürk’ün unutulmaz sözlerini tekrar etmek istiyorum;

“…Uzak diyarlardan evlatlarını bu savaşa gönderen analar, gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacakladır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim çocuklarımız olmuşlardır…”

Türk Ulusu, Çanakkale dışında Kurtuluş Savaşında, Kore’de, Kıbrıs’ta ve teröre karşı mücadelede de çok şehitler vermiştir. Başta Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve saygı ile anmaktayız.

Son olarak, Afganistan’da barış ve istikrarı korumak adına görev yaparken kaybettiğimiz şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

Ayrıca, Şehitler Günü kapsamında, Türkiye’yi yurtdışında temsil ederken şehit olan Dışişleri Bakanlığımız mensupları ile diğer kamu görevlilerini ve aile fertlerini minnetle anıyorum.

1973 yılından bu yana, yurtdışında gerçekleştirilen 28 terörist saldırıda 60 Dışişleri mensubu ve aile üyeleri hayatlarını kaybetmiştir. Dünyada bu kadar çok diplomatı saldırıya uğramış ve şehit edilmiş başka bir ülke bulunmamaktadır. Ancak bütün bu terör saldırıları bizi korkutmamış ve barış, istikrar ve güvenlik alanındaki dış politika hedeflerimizden yıldıramamıştır.

Bugün Myanmar’dan Yemen’e, Bakü’den Galiçya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada çok sayıda şehitliklerimiz bulunmaktadır. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi fedakarlıklar ve güçlüklerle kurulduğunun da bir göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti bu birikim ve fedakarlıklar üzerine “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi temeli üzerine inşa edilmiştir.

Yine bu sebepledir ki Türkiye 89 yıldır, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde bir istikrar adası olmuş ve böyle olmaya da devam edecektir.